top of page

Araştırma Blogu

  • Yazarın fotoğrafı: Murat BARIŞ
    Murat BARIŞ
  • 24 Ara 2025
  • 5 dakikada okunur


Öz

Bu çalışma, 2026 yılı için dünya genelinde ortaya çıkması beklenen teknolojik, ekonomik, çevresel, jeopolitik ve toplumsal gelişmeleri akademik literatür ve kurumsal öngörü raporları ışığında incelemektedir. Yapay zekâ temelli teknolojik dönüşüm, küresel ekonomik görünüm, iklim değişikliğiyle mücadele politikaları, büyük güç rekabeti ve sürdürülebilir kalkınma başlıkları altında 2026 yılına yönelik muhtemel senaryolar analiz edilmektedir. Çalışma, disiplinler arası bir yaklaşımla geleceğe dönük politika çıkarımları üretmeyi amaçlamaktadır.

Anahtar Kelimeler: 2026, küresel gelişmeler, yapay zekâ, iklim değişikliği, jeopolitik dönüşüm, sürdürülebilir kalkınma


1. Giriş

2026 yılı, küresel sistem açısından teknolojik ilerlemelerin hızlandığı, iklim krizinin daha görünür etkiler yarattığı ve jeopolitik güç dengelerinin yeniden şekillendiği bir dönem olarak öngörülmektedir. Uluslararası kuruluşlar tarafından yayımlanan raporlar, bu dönemde küresel risklerin birbirini besleyen bir yapı kazandığını ortaya koymaktadır (IMF, 2025). Bu çalışma, 2026 yılına yönelik muhtemel gelişmeleri akademik bir çerçevede analiz etmeyi amaçlamaktadır.


2. 2026’da Teknolojik Dönüşüm ve Yapay Zekâ

2.1. Yapay Zekânın Yaygınlaşması

2026 yılı itibarıyla yapay zekâ teknolojilerinin sağlık, finans, eğitim, ulaştırma ve kamu yönetimi alanlarında yaygın biçimde kullanılması beklenmektedir. Generatif yapay zekâ sistemlerinin karar destek mekanizmalarında standart bir araç haline gelmesi öngörülmektedir (Wasi ve ark., 2025).


2.2. İstihdam ve İş Gücü Piyasaları

Akademik literatür, 2026 yılında yapay zekâ destekli otomasyonun özellikle orta düzey nitelik gerektiren mesleklerde dönüşüme yol açacağını belirtmektedir. Bu durumun, yeniden beceri kazandırma (reskilling) politikalarını zorunlu hale getirmesi beklenmektedir (OECD, 2025).


3. 2026 Küresel Ekonomik Görünümü

3.1. Büyüme ve Bölgesel Ayrışma

IMF projeksiyonlarına göre 2026 yılında küresel ekonomik büyüme devam edecek; ancak büyüme oranları bölgeler arasında belirgin şekilde farklılaşacaktır. Asya-Pasifik ekonomilerinin küresel büyümenin ana sürükleyicisi olması beklenirken, gelişmiş ekonomilerde daha sınırlı bir büyüme öngörülmektedir (IMF, 2025).


3.2. Dijital Para ve Finansal Sistemler

2026 yılında merkez bankası dijital paralarının (CBDC) birçok ülkede pilot uygulamadan kısmi uygulamaya geçmesi beklenmektedir. Bu gelişme, para politikası araçlarının etkinliğini artırabilecek potansiyel taşımaktadır (IMF, 2025).


4. 2026’da İklim Değişikliği ve Çevresel Riskler

4.1. Küresel Isınma ve Politika Baskısı

IPCC değerlendirmelerine göre 2026 yılı, küresel sıcaklık artışının 1,5°C eşiğine oldukça yaklaştığı bir dönem olacaktır. Bu durum, hükümetler üzerinde daha sıkı iklim politikaları uygulama baskısını artıracaktır (IPCC, 2023).


4.2. Yapay Zekâ Destekli İklim Yönetimi

2026 yılında yapay zekâ tabanlı erken uyarı sistemlerinin, aşırı hava olaylarının öngörülmesi ve afet yönetimi süreçlerinde daha etkin kullanılması beklenmektedir (Discover Artificial Intelligence, 2024).


5. 2026’da Jeopolitik Dönüşümler

5.1. Büyük Güç Rekabeti

2026 yılında ABD ve Çin arasındaki stratejik rekabetin teknoloji, yarı iletkenler ve yapay zekâ alanlarında yoğunlaşarak devam etmesi beklenmektedir. Yapay zekâ kapasitesi, ulusal gücün temel göstergelerinden biri haline gelmektedir (Wasi ve ark., 2025).


5.2. Çok Kutuplu Uluslararası Sistem

Akademik öngörüler, 2026’da uluslararası sistemin daha parçalı ve çok kutuplu bir yapıya evrileceğini; orta ölçekli güçlerin bölgesel etkisinin artacağını ortaya koymaktadır (Perez-Ortiz, 2025).


6. Sürdürülebilir Kalkınma ve Toplumsal Etkiler (2026)

2026 yılı itibarıyla sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin gerçekleştirilmesinde teknolojinin rolü daha belirgin hale gelecektir. Ancak dijital uçurum ve gelir eşitsizliği risklerinin de derinleşmesi olasıdır. Bu nedenle kapsayıcı politikaların önemi artacaktır (UNDP, 2024).


7. Türkiye Özelinde 2026 Yılı Etkileri

7.1. Ekonomik Etkiler

2026 yılında Türkiye ekonomisinin temel dinamikleri; enflasyonla mücadele, büyüme–istikrar dengesi ve dış finansman ihtiyacı etrafında şekillenmesi beklenmektedir. Orta Vadeli Program ve uluslararası kuruluşların projeksiyonları, Türkiye’nin 2026 itibarıyla daha dengeli ancak kırılgan bir büyüme patikasında ilerleyeceğini göstermektedir. İhracat pazarlarının çeşitlendirilmesi, sanayi politikalarında yüksek katma değerli üretime geçiş ve yeşil dönüşüm yatırımları ekonomik performans üzerinde belirleyici olacaktır (IMF, 2025).


7.2. Dış Politika ve Jeopolitik Konum

2026 yılında Türkiye’nin dış politikası, çok boyutlu ve dengeleyici bir yaklaşım çerçevesinde şekillenmeye devam edecektir. Avrupa Birliği ile ekonomik ilişkiler, Orta Doğu’daki güvenlik dinamikleri ve Karadeniz havzasındaki jeopolitik gelişmeler Türkiye’nin stratejik önemini artırmaktadır. Akademik analizler, Türkiye’nin 2026 itibarıyla bölgesel arabuluculuk ve enerji koridorları açısından kritik bir aktör olmayı sürdüreceğini ortaya koymaktadır.


7.3. İklim Değişikliği ve Çevresel Baskılar

İklim değişikliğinin Türkiye üzerindeki etkilerinin 2026 yılında daha belirgin hale gelmesi beklenmektedir. Su stresi, kuraklık ve aşırı hava olayları tarım, enerji ve şehirleşme politikaları üzerinde baskı yaratacaktır. Türkiye’nin Paris Anlaşması kapsamındaki yükümlülükleri doğrultusunda yenilenebilir enerji yatırımlarının ve karbon azaltım politikalarının hız kazanması öngörülmektedir (IPCC, 2023).


7.4. Teknoloji ve Dijital Dönüşüm

2026 yılında Türkiye’de dijitalleşme ve yapay zekâ uygulamalarının kamu hizmetleri, savunma sanayii, finans ve eğitim alanlarında daha yaygın hale gelmesi beklenmektedir. Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi ve Dijital Türkiye vizyonu doğrultusunda yerli teknoloji üretimi, veri altyapısı ve nitelikli insan kaynağı geliştirme politikaları önem kazanmaktadır. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı raporları, dijital dönüşümün verimlilik artışı ve kamu hizmetlerinin etkinliği açısından kritik rol oynayacağını vurgulamaktadır.


7.5. Türkiye İçin 2026 Senaryo Analizi

7.5.1. İyimser Senaryo

İyimser senaryoda, 2026 yılında Türkiye ekonomisinin enflasyonla mücadelede belirgin ilerleme kaydettiği, finansal istikrarın güçlendiği ve büyümenin ihracat ile yatırım kaynaklı olarak sürdüğü varsayılmaktadır. Orta Vadeli Program (OVP) hedefleri doğrultusunda mali disiplinin korunması, doğrudan yabancı yatırımların artması ve yeşil-dijital dönüşüm yatırımlarının hız kazanması bu senaryonun temel bileşenleridir. Bu durumda kişi başına gelir artışı ve işsizlik oranlarında iyileşme beklenmektedir (Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı, 2024).


7.5.2. Temel Senaryo

Temel senaryoda, Türkiye’nin 2026 yılında kontrollü ancak kırılgan bir büyüme patikasında ilerlediği öngörülmektedir. Enflasyonun kademeli olarak gerilemesine karşın fiyat istikrarı üzerindeki risklerin tamamen ortadan kalkmadığı, büyümenin ise iç talep ve ihracatın dengeli katkısıyla sürdüğü varsayılmaktadır. TCMB para politikalarının sıkı duruşunu büyük ölçüde koruduğu, maliye politikalarının ise seçici destekler sunduğu bir görünüm söz konusudur (TCMB, 2025).


7.5.3. Kötümser Senaryo

Kötümser senaryoda, küresel ekonomik yavaşlama, jeopolitik gerilimler ve iklim kaynaklı arz şoklarının Türkiye ekonomisi üzerinde baskı oluşturduğu varsayılmaktadır. Bu senaryoda enflasyonist baskıların yeniden güçlenmesi, dış finansman koşullarının zorlaşması ve büyümenin yavaşlaması olasıdır. TÜİK verileriyle izlenen istihdam ve gelir göstergelerinde bozulma riski artarken, sosyal politika harcamaları üzerindeki yükün yükselmesi beklenmektedir.


8. Politika Önerileri (2026): Türkiye Özelinde

8.1. Ekonomi Politikaları

2026 yılında Türkiye için öncelikli politika alanı fiyat istikrarının kalıcı biçimde sağlanması olmalıdır. TCMB’nin para politikası bağımsızlığının güçlendirilmesi, mali disiplinin Orta Vadeli Program hedefleriyle uyumlu şekilde sürdürülmesi ve doğrudan yabancı yatırımları teşvik eden öngörülebilir bir yatırım ortamının oluşturulması önem taşımaktadır. Ayrıca yüksek katma değerli üretimi destekleyen sanayi ve ihracat politikaları önceliklendirilmelidir.


8.2. Dış Politika ve Jeopolitik Strateji

Türkiye’nin 2026 yılında çok yönlü ve dengeleyici dış politika yaklaşımını sürdürmesi önerilmektedir. Avrupa Birliği ile ekonomik entegrasyonun güçlendirilmesi, Orta Doğu ve Karadeniz havzalarında istikrarı destekleyen diplomatik girişimler ve enerji güvenliği odaklı bölgesel iş birlikleri stratejik öneme sahiptir.


8.3. İklim ve Çevre Politikaları

İklim değişikliğinin Türkiye üzerindeki etkilerini azaltmak amacıyla yenilenebilir enerji yatırımlarının hızlandırılması, su kaynakları yönetiminin güçlendirilmesi ve tarımda iklim uyumlu üretim modellerinin yaygınlaştırılması gerekmektedir. 2026 yılı itibarıyla karbon azaltım hedeflerinin somut politika araçlarıyla desteklenmesi önerilmektedir.


8.4. Teknoloji ve Dijital Dönüşüm Politikaları

Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi doğrultusunda yerli teknoloji ekosisteminin desteklenmesi, nitelikli insan kaynağının geliştirilmesi ve kamu hizmetlerinde dijitalleşmenin yaygınlaştırılması Türkiye’nin küresel rekabet gücünü artıracaktır. 2026 yılında veri yönetişimi, siber güvenlik ve etik yapay zekâ çerçevelerinin kurumsallaştırılması politika öncelikleri arasında yer almalıdır.


9. Sonuç

Bu çalışma, 2026 yılının küresel ölçekte teknolojik ilerleme, çevresel baskılar ve jeopolitik dönüşümlerin kesiştiği kritik bir dönem olacağını ortaya koymaktadır. Küresel eğilimlerin Türkiye üzerindeki etkileri değerlendirildiğinde, ekonomi politikaları, dış politika tercihleri, iklim stratejileri ve teknolojik kapasitenin bütüncül biçimde ele alınmasının zorunlu olduğu görülmektedir. Akademik

literatür ve kurumsal raporlar, bu süreçte veri temelli karar alma ve uzun vadeli stratejik planlamanın önemini vurgulamaktadır.


Kaynakça

Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı. (2024). Orta vadeli program (2025–2027). https://www.sbb.gov.tr

TCMB. (2025). Enflasyon raporu. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası. https://www.tcmb.gov.tr

TÜİK. (2025). Temel ekonomik göstergeler. Türkiye İstatistik Kurumu. https://www.tuik.gov.tr

Emer, L., Mina, A., & Vandin, A. (2025). The anatomy of green AI technologies. arXiv. https://arxiv.org/abs/2509.10109

IMF. (2025). World economic outlook: Navigating global divergence. International Monetary Fund.

IPCC. (2023). Climate change 2023: Sixth assessment report. Intergovernmental Panel on Climate Change.

OECD. (2025). Economic outlook 2025. Organisation for Economic Co-operation and Development.

Perez-Ortiz, M. (2025). From prediction to foresight: The role of AI in designing responsible futures. arXiv. https://arxiv.org/abs/2511.21570

UNDP. (2024). Human development report 2024. United Nations Development Programme.

Wasi, A. T., vd. (2025). Generative AI as a geopolitical factor in Industry 5.0. Societies, 14(9), 180. https://doi.org/10.3390/soc14090180

Güncelleme tarihi: 24 Ara 2025


Öz

Bu makale, tarih yazımında yer yer ortaya çıkan “tarihin ana ekseninin İngiliz–Rus rekabeti olduğu” savını kapsamlı biçimde incelemektedir. Özellikle 19. yüzyıl Avrasya jeopolitiğinde Büyük Oyun’un etkileri yadsınamaz olmakla birlikte, tarih bilimi açısından bu iddia indirgemeci bir yaklaşımı temsil eder. Makale, İngiliz–Rus rekabetinin tarihsel, diplomatik, ekonomik ve kültürel boyutlarını geniş bir çerçevede analiz ederek, küresel tarihsel süreçlerin çok aktörlü doğasını ortaya koymaktadır. Ayrıca modern tarih metodolojisinin ışığı altında, tek eksenli açıklamaların sınırlılıkları tartışılmaktadır. Sonuç olarak, söz konusu iddianın belirli dönem ve coğrafyalar için açıklayıcı olsa da, genel tarih kuramı açısından yetersiz olduğu ileri sürülmektedir.

Anahtar kelimeler: Büyük Oyun (The Great Game), İngiliz–Rus Rekabeti, Jeopolitik, Avrasya Stratejisi, Orta Asya Tarihi, Emperyalizm, Uluslararası İlişkiler Teorileri, Realizm, Güç Dengesi, İngiltere Dış Politikası, Rusya Dış Politikası, Avrasya Jeopolitiği, Sömürgecilik Tarihi, 19. Yüzyıl Diplomasi Tarihi, Jeostratejik Rekabet


1. Giriş

“Tarih İngiliz–Rus rekabetinden başka bir şey değildir” biçimindeki yaklaşım, özellikle Avrasya’nın jeopolitik tarihini açıklamada yaygın olarak kullanılan bir ifadedir. Bu iddia, temelde Büyük Oyun (The Great Game) olarak bilinen ve 19. yüzyılın büyük bölümünde Orta Asya’da yaşanan İngiltere–Rusya mücadelesine dayanmaktadır. Söz konusu rekabet, bölgede diplomatik, askerî ve ekonomik ilişkilerin yönünü belirlemiş, Osmanlı İmparatorluğu’ndan İran’a, Afganistan’dan Hindistan’a kadar geniş bir coğrafyada kalıcı etkiler bırakmıştır.

Ancak, dünya tarihini tek bir rekabet dinamiğine indirgemek metodolojik açıdan tartışmalıdır. Tarihsel olaylar, ekonomik gelişmeler, teknolojik dönüşümler, fikir akımları ve farklı kültürlerin etkileşimi gibi çok sayıda değişkenden beslenir. Bu sebeple, iki devlet arasındaki rekabeti tarihin merkezine oturtmak güçlü bir analiz çerçevesi sunsa da, bütünsel tarih anlayışı açısından eksik kalabilir. Bu çalışma, söz konusu iddiayı tarih felsefesi, uluslararası ilişkiler teorisi ve modern tarihçilik metodolojisi bağlamında eleştirel bir değerlendirmeye tabi tutmayı amaçlamaktadır.


2. İngiliz–Rus Rekabetinin Tarihsel Arka Planı

2.1. Rusya’nın Jeopolitik Yönelimi

Rusya’nın tarihsel hedeflerinden biri, sıcak denizlere inmek ve Karadeniz-Akdeniz hattında etkinlik kurmaktı. Rus dış politikasında bu hedefin kökeni Çarlık döneminin erken yıllarına kadar gider. Coğrafi olarak kara merkezli bir imparatorluk olan Rusya, 18. ve 19. yüzyıllarda hem Baltık hem Karadeniz hem de Orta Asya yönlerinde genişleme politikaları yürütmüştür.


2.2. İngiltere’nin Stratejik Konumu ve Hindistan’ın Önemi

İngiltere için Hindistan, “imparatorluğun mücevheri” olarak nitelendirilmiş ve Londra’nın küresel stratejisinin merkezine yerleşmiştir. Bu nedenle Rusya’nın güneye doğru ilerleyişi, özellikle Kafkasya ve Orta Asya’daki genişlemeleri İngiltere tarafından Hindistan’ın güvenliğine yönelik bir tehdit olarak algılanmıştır.


2.3. Rekabetin Diplomatik Kurumsallaşması

İki güç arasındaki rekabet zamanla belirli diplomatik ve askeri yapılar üzerinden kurumsallaşmış, bölgesel antlaşmalar, askeri üsler, istihbarat ağları ve yerel güçlerle yapılan ittifaklar rekabetin araçları hâline gelmiştir.


3. Büyük Oyun: Mekanizmalar, Aktörler ve Uygulama Biçimleri

3.1. Casusluk ve Sınır Keşif Faaliyetleri

Büyük Oyun’un en görünür unsurlarından biri, İngiliz ve Rus ajanlarının Orta Asya’da gerçekleştirdiği keşif ve istihbarat faaliyetleriydi. Bu faaliyetler, bölgenin etnik yapısını, ticaret yollarını, su kaynaklarını ve askeri geçiş güzergâhlarını ayrıntılı şekilde haritalandırmayı amaçlıyordu.


3.2. Yerel Hanlıklarla İlişkiler

İngiltere ve Rusya, Hokand, Hive ve Buhara gibi Orta Asya hanlıklarıyla diplomatik ilişkiler kurarak bölgedeki nüfuzlarını artırmaya çalışmışlardır. Her iki güç de yerel hanları destekleme veya zayıflatma stratejileri izleyerek siyasi dengeyi kendi lehlerine çevirmeye çalışmıştır.


3.3. Afganistan’ın Tampon Devlet Olarak Rolü

Afganistan, İngiltere açısından Hindistan’ı Rusya’ya karşı korumak için kritik bir coğrafi alandır. İngiltere’nin Afganistan’a yönelik müdahaleleri (özellikle Birinci ve İkinci İngiliz-Afgan Savaşları), tampon devlet stratejisinin bir sonucudur. Rusya içinse Afganistan, sıcak denizlere inmenin önündeki son büyük kara engeliydi.


4. İngiliz–Rus Rekabetinin Bölgesel Etki Alanları

4.1. Osmanlı İmparatorluğu ve Boğazlar Meselesi

Osmanlı İmparatorluğu, İngiliz–Rus rekabetinin önemli sahnelerinden biri olmuştur. Rusya, Boğazlar üzerinden Akdeniz’e açılmak isterken; İngiltere, Osmanlı toprak bütünlüğünü koruyarak Rus yayılmasını sınırlama politikası yürütmüştür. Kırım Savaşı, bu rekabetin doruk noktalarından biridir.


4.2. İran’ın Siyasi Yapısına Etkiler

19.yüzyıl boyunca İran, İngiltere ve Rusya’nın ekonomik ve diplomatik baskıları altında kalmış, 1907 Antlaşması ile ülke iki etki alanına ayrılmıştır. Bu durum İran’ın modernleşme sürecini doğrudan etkilemiş, ülkenin dış politikasını derinden şekillendirmiştir.


4.3. Orta Asya’nın Modern Sınırlarının Oluşumu

Rusya’nın askeri ilerleyişi ve İngiltere’nin tampon devlet stratejisi, Orta Asya’da bugün görülen ulusal sınırların oluşmasına katkıda bulunmuştur. Bu süreçte bölgenin çok etnikli yapısı büyük ölçüde yeniden düzenlenmiş, yerel siyasi otoriteler ortadan kalkmıştır.


5. Tarihin Tek Bir Rekabete İndirgenmesinin Metodolojik Sorunları

5.1. Çok Aktörlü Tarihsel Gerçeklik

Dünya tarihi, sadece iki devletin rekabeti üzerinden açıklanamayacak kadar karmaşıktır. Aynı dönemde:

  • Çin, iç krizler ve reformlarla dönüşüm geçirmekteydi,

  • Japonya modernleşme yolunda hızla ilerliyordu,

  • Almanya yeni bir ulusal devlet olarak ortaya çıkıyordu,

  • ABD, küresel bir güç olarak yükselmeye başlamıştı.

Bu gelişmelerin hiçbiri İngiliz–Rus rekabetiyle doğrudan açıklanamaz.


5.2. Ekonomik ve Teknolojik Belirleyiciler

Sanayi Devrimi’nin sonuçları, buhar gücü, demiryolları, telgraf ve uluslararası ticaret ağlarının genişlemesi gibi gelişmeler, uluslararası ilişkilerin doğasını tamamen değiştirmiştir. Bu tür yapısal faktörler devlet rekabetlerinin ötesinde bir açıklama gerektirir.


5.3. İdeolojilerin Yükselişi

19. ve 20. yüzyılda milliyetçilik, sosyalizm, liberalizm gibi ideolojik akımlar toplumların dönüşümünde belirleyici rol oynamış; pek çok ayaklanma, devrim ve bağımsızlık hareketi doğurmuştur. Bu süreçlerin çoğu, İngiliz–Rus rekabetinden bağımsız veya ondan tamamen farklı yönlendirmelere sahiptir.


6. Tarih Felsefesi Açısından Değerlendirme

6.1. İndirgemeciliğin Sorunları

Tarih felsefesi açısından tek nedene indirgenmiş açıklamalar, karmaşık tarihsel süreçleri basitleştirerek gerçekliği çarpıtabilir. Determinist yaklaşımlar, tarihin çoklu nedenselliğini göz ardı eder. İngiliz–Rus rekabeti, belirli bir bölgede güçlü bir açıklama sunsa da, küresel tarih açısından tek belirleyici nedendir demek mümkün değildir.


6.2. Çok Boyutlu Tarihsel Analiz Gerekliliği

Modern tarihçilik, olayların politik, ekonomik, kültürel ve sosyal boyutlarını birlikte değerlendirmeyi gerektirir. Bu çerçevede, İngiliz–Rus rekabeti yalnızca tarihsel bir değişken olarak ele alınmalıdır.


7. Genel Değerlendirme ve Sonuç

İngiliz–Rus rekabeti, 19. yüzyıl Avrasya tarihinin anlaşılmasında merkezi bir yer tutar. Ancak tarih bilimini iki büyük güç arasındaki mücadeleye indirgemek, tarihsel olayların çok katmanlı ve çok aktörlü doğasına ters düşer. Dolayısıyla “tarih İngiliz–Rus rekabetinden başka bir şey değildir” tezi, belirli bir bağlamda anlamlı olsa da, geniş dönemli ve küresel tarih açısından yetersiz ve indirgemeci bir iddiadır.


Kaynakça

Bayly, C. (2004). The birth of the modern world, 1780–1914. Blackwell.

Dalrymple, W. (2006). The last Mughal. Bloomsbury.

Hobsbawm, E. (1990). Nations and nationalism since 1780. Cambridge University Press.

Hopkirk, P. (1990). The great game: On secret service in High Asia. John Murray.

Khalid, A. (1998). The politics of Muslim cultural reform in Central Asia. University of California Press.

Kurat, A. N. (2010). Rusya tarihi. Türk Tarih Kurumu.

Landes, D. (1969). The unbound Prometheus. Cambridge University Press.

Lieven, D. (2000). Empire: The Russian Empire and its rivals. Yale University Press.

Mackinder, H. J. (1919). Democratic ideals and reality. Constable.

Martin, V. (2013). Iran between Islamic nationalism and secularism. I.B. Tauris.

Güncelleme tarihi: 24 Ara 2025


Öz

Klasik savaş kavramı, 21. yüzyılda dijitalleşme, bilgi savaşları ve vekâlet çatışmalarıyla dönüşüme uğramıştır. Bu çalışma, “Hibrit Üçüncü Dünya Savaşı” kavramını teorik ve pratik açıdan inceleyerek modern uluslararası ilişkilerde savaşın doğasının nasıl değiştiğini analiz etmektedir. Makale, hibrit savaşın bileşenlerini, küresel güç dengelerine etkilerini ve geleceğin güvenlik mimarisine olası yansımalarını değerlendirmektedir. Bulgular, çağdaş savaş biçimlerinin askeri, ekonomik, siber ve psikolojik unsurları eşzamanlı kullandığını ve klasik savaş tanımlarının ötesine geçtiğini göstermektedir.

Anahtar Kelimeler: Hibrit savaş, üçüncü dünya savaşı, bilgi savaşı, siber güvenlik, küresel güç dengesi


1. Giriş

Soğuk Savaş sonrası dönemde uluslararası sistem, güç merkezlerinin yeniden tanımlandığı çok kutuplu bir yapıya evrilmiştir. Bu süreçte savaş kavramı da dönüşerek yalnızca askeri çatışmaları değil; ekonomik, teknolojik, enformasyonel ve kültürel cepheleri de kapsamıştır (Kaldor, 2013). Özellikle 2020’li yıllardan itibaren yaşanan Ukrayna-Rusya çatışması, Tayvan Boğazı gerilimi ve Orta Doğu’daki vekâlet savaşları, “Hibrit Üçüncü Dünya Savaşı” olarak nitelendirilebilecek küresel bir rekabetin başladığını göstermektedir. Bu makale, bu yeni savaş paradigmasını kavramsal ve pratik düzeyde incelemeyi amaçlamaktadır.


2. Hibrit Savaş Kavramı ve Teorik Çerçeve

“Hibrit savaş” kavramı ilk kez 2000’li yıllarda askeri literatürde kullanılmaya başlanmış ve konvansiyonel savaş unsurlarıyla gayrinizami yöntemlerin birleşimini ifade etmiştir (Hoffman, 2007). Hibrit savaş, siber saldırılar, dezenformasyon kampanyaları, ekonomik yaptırımlar ve vekâlet aktörlerinin kullanımını kapsar. Bu yönüyle Clausewitz’in “savaş, politikanın başka araçlarla devamıdır” tanımı, dijital çağda çok boyutlu bir hâl almıştır.

Teorik olarak hibrit savaşlar, hem realizm hem de postmodern güvenlik kuramlarının kesişim noktasında yer alır. Realist yaklaşım, devletlerin güç mücadelesine vurgu yaparken; postmodern güvenlik paradigması, savaşın artık yalnızca askerî alanda değil, bilgi akışı, algı yönetimi ve ekonomik manipülasyon gibi alanlarda da yürütüldüğünü savunur (Coker, 2015).


3. Hibrit Üçüncü Dünya Savaşı: Küresel Dinamikler

3.1. Güç Merkezlerinin Yeniden Tanımlanması

ABD, Çin ve Rusya arasındaki güç rekabeti, hibrit savaşın ana eksenini oluşturur. Bu rekabet, doğrudan sıcak çatışmalar yerine ticaret savaşları, teknoloji ambargoları, dezenformasyon kampanyaları ve enerji politikaları üzerinden yürütülmektedir. Özellikle yapay zekâ, 5G teknolojisi ve siber altyapı alanlarındaki rekabet, küresel stratejik üstünlüğün yeni belirleyicileri haline gelmiştir.


3.2. Siber Cephe ve Bilgi Savaşları

21.yüzyılın savaş alanı artık fiziksel değil dijitaldir. Siber saldırılar, devletlerin kritik altyapılarını hedef almakta; bilgi manipülasyonu ise toplumsal algıyı şekillendirerek siyasi sonuçlar doğurmaktadır (Rid, 2020). Bu bağlamda, sosyal medya platformları modern çağın “propaganda cephesi” hâline gelmiştir.


3.3. Vekâlet Savaşları ve Bölgesel Gerilimler

Ukrayna, Suriye, Yemen ve Gazze gibi çatışma bölgeleri, küresel aktörlerin dolaylı olarak güç gösterisinde bulunduğu hibrit cephelerdir. Bu çatışmalarda askeri müdahale, ekonomik yaptırım ve medya stratejileri eş zamanlı olarak kullanılmaktadır. Bu durum, klasik anlamda Üçüncü Dünya Savaşı’ndan farklı olarak, “dağınık ama bütünleşik” bir savaş yapısı ortaya koymaktadır.


4. Hibrit Savaşın Geleceği: Yapay Zekâ, Veri ve Algoritmik Güvenlik

Yapay zekâ, otonom silah sistemleri ve büyük veri analitiği, savaşın doğasını kökten değiştirmektedir. Artık algoritmalar, savaş karar süreçlerinde insanın yerini almaya başlamıştır. Bu durum, etik ve hukuki açıdan yeni tartışmaları da beraberinde getirmektedir (Singer & Brooking, 2018). Geleceğin hibrit savaşlarında devletler kadar teknoloji şirketleri de belirleyici aktörler olacaktır.


5. Sonuç

Hibrit Üçüncü Dünya Savaşı, klasik anlamda tankların ve orduların cepheye sürüldüğü bir çatışmadan ziyade, çok boyutlu ve dağınık bir küresel mücadele biçimidir. Bu yeni savaş biçimi, askeri, ekonomik, siber ve psikolojik araçların koordineli kullanımına dayanmaktadır. Devletlerin ulusal güvenlik stratejilerini yeniden tanımlamaları, siber savunma kapasitesini artırmaları ve bilgi güvenliğine öncelik vermeleri artık kaçınılmazdır. Sonuç olarak, hibrit savaşlar çağında “silah” yalnızca mermi değil, veri ve algıdır.


Kaynakça

Coker, C. (2015). Future War. Polity Press.Hoffman, F. G. (2007). Conflict in the 21st Century: The Rise of Hybrid Wars. Potomac Institute for Policy Studies.Kaldor, M. (2013). New and Old Wars: Organized Violence in a Global Era. Stanford University Press.Rid, T. (2020). Active Measures: The Secret History of Disinformation and Political Warfare. Farrar, Straus and Giroux.Singer, P. W., & Brooking, E. (2018). LikeWar: The Weaponization of Social Media. Houghton Mifflin Harcourt.

İletişim Bilgileri

  • LinkedIn
  • X
  • Facebook
  • Instagram

Gönderdiğiniz için teşekkürler!

©2024 Designed by Murat BARIS

bottom of page